İki ölü kuşun hikayesi ve Pet Sematary

Kitaplar, onları okuduğunuz farklı dönemlerde damakta farklı tatlar bırakır. Pet Sematary’yi on beş yaşındayken okulun kitap fuarından almıştım. Beni öylesine kafakola almıştı ki, o gün okul bitmek bilmemiş, derste, sınıfın en arka sırasında çaktırmadan okumaya dahi çalışmıştım. Roman filme uyarlandığında da son derece gerçekçi bir korku deneyimi vadediyordu; hamilelerin gitmesi yasaklanan ilk film apoletini kazandı. Hayvan Mezarlığı’nın kapıları on yıl süren asılsız dedikodu selinin ardından 2019 yılının Nisan ayında tekrar açılacak. Bu vesileyle itiraf edeyim; yirmi üç yıl içerisinde belki on defa okuduğum romanı ilk defa bu yıl, gerçekten anladım.

Okumaya devam et “İki ölü kuşun hikayesi ve Pet Sematary”

Kısa Öykü – Ambargo

Ben Evelyn… Bu benim ambargodan sonraki hayatım…

Genelde saatimi yediye kurarım, yataktan kalkmamsa yedi buçuğu bulur. Uykum olduğundan değil de içimden hiçbir şey yapmak gelmediğinden. Japonlar sabah sizi yatağınızdan kaldıran şeye İkigai der, İkigai’nizi bulmak için uzun, içsel bir yolculuğa çıkmanız gerektiğini söylerler. Benim İkigai’m Express Coffee House’tan aldığım maaş çeki, ama genelde o bile etkili olmuyor. İzinli olduğum günlerde ise kendimi zorlasam da gözlerim dokuz dedi mi fal taşı gibi açılıveriyor. Yatakta ne kadar dönersem döneyim, kafamı boşaltmak için ne kadar uğraşırsam uğraşayım fayda etmiyor.

Okumaya devam et “Kısa Öykü – Ambargo”