Hoşgeldin ya şehri Speech Recognition

Telefonunuz çalıyor, arayan eşiniz. Bir dakika önce televizyonun fişini prize taktığında ufak bir çakma olduğunu, televizyonun artık çalışmadığını söylüyor. Tamirci çağırmak için sözleşiyorsunuz ki o da ne? Google’ı açtığınızda konumunuza 5 kilometre mesafedeki televizyon tamircileri ve yetkili servislerin sponsor bağlantıları önünüzde.

Kız arkadaşınızla konuşuyorsunuz, telefonun sürekli donup durduğundan şikâyet ediyorsunuz. Ya da eve gelen misafirlerle oturma odasında Apple’ın yeni ürünü Iphone X’i tartışıyorsunuz. Smart TV üzerinden browser’ı açtığınızda sağdan soldan Iphone reklamları fırlıyor. Hayır, George Orwell tarzı bir Distopya’nın içine düşmediniz, sadece Speech Recognition teknolojisi geldi.

Speech Recognition, temelde konuşma dilini bilgisayarlar aracılığıyla text’e çevrilmesi anlamına geliyor. Yani Apple’ın Siri’siyle sohbet ederek talimat verdiğinizde ya da konuşarak mail yazdırıp yolladığınızda SR teknolojisinden faydalanıyorsunuz. Nesnelerin İnterneti ve Big Data gibi terimlerin de hayatımıza girmesi SR’ın çok geniş kullanım alanlarına sahip olmasına vesile oldu. Otomatik altyazı oluşturma, Otomatik Simültane Çeviri, Mahkeme Tutanaklarının yazımı, Ev otomasyonu ve akıllı evler, Mobil’de sesle e-mail yazımı, Sanal Asistan desteği ve bunlar gibi akıllara durgunluk veren birçok işlev SR sayesinde var.

İŞİN PAZARLAMA KISMI

Telefonunuzu aldığınızda yüklü aplikasyonların çoğu default olarak mikrofonunuza erişim hakkına sahip. Üstelik bunların bir kısmı kullanıcı rızasıyla kaldırılamıyor. (U2’nun Songs of Innocence albümünün Itunes’dan kaldırılamaması o kadar tepki almıştı ki Itunes bir removal tool hazırlamak zorunda kaldı.) Sadece yüklü olanlar değil, sonradan eklenen çoğu aplikasyon telefonun mikrofonuna erişim izni istiyor. Sebebi de Ortam Dinlemesi yapabilmek. Ses tanıma sistemiyle filtrelenen kelime ve sözcük öbekleri analiz ediliyor (Speech Analytics), faaliyet alanlarına göre firmalara pazarlıyor ve son kullanıcıya nokta atışı reklamlar sunulmasına olanak veriyor. Bu işin müteşebbisleri arasında Google dışında Facebook, Samsung, Apple gibi dev firmaların olduğunu biliyoruz. Yani farklı kullanıcıların deneyimleyerek sosyal medyada paylaştığı bu örnekler teknolojiyle beraber dijital pazarlamanın hayatlarımıza ne noktaya kadar nüfus edebildiğini gösteriyor. Öyle ki Google’ın yaptığınız aramalara göre çıkardığı reklamlar dahi artık demode kaldı diyebiliriz.

George Orwell 1984’teki distopik evreninde kullanıcının her hareketini gözlemleyen ve sürekli yayın yapan dev ekranlar hayal etmişti. Jules Verne’in daha 19. Yüzyılda Nükleer Denizaltı’ları hayal etmiş olması gibi, Orwell’inki de son derece yerinde bir kehanet gibi görünüyor. Ancak bu teknolojinin kullanım alanı hayal edildiği gibi baskıcı hükümetler tarafından değil, büyük şirketler tarafından belirlendi ve bu şirketler kullanıcılarının tepkilerini öngörerek depoladıkları dataları paylaşmamayı yeğlediler.

Bir sonraki adımı hayal etmek insanı korkutuyor. Herhalde Neurotransmitter’ları kullanarak kafamızdan geçenlere göre reklam çıkarmaları çok uzun sürmeyecek.  Bugün ne konuştuğunuza, yarın ne düşündüğünüze dikkat edin.

“Hoşgeldin ya şehri Speech Recognition” için bir cevap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir