Quis ego sum? Biyometri Çağı’na hoşgeldiniz.

Internet’in ortaya çıkış ve yaygınlaşmasıyla birlikte hayatımızda köklü değişiklikler oldu. E-ticaret, Sosyal Medya, Online Ansiklopediler, Online gazeteler, E-Devlet, Online Bankacılık gibi hayatı kolaylaştırıcı ve konforu artırıcı terimler hayatımıza girdi. Biyometri alanındaki gelişmeler de günlük alışkanlıklarımızı ve yaşam tarzımızı değiştirmeye başladı. Yakın gelecekte bu konuda daha da radikal değişimler yaşanacak gibi görünüyor.

Biyometri, bireyin kendine özgü fizyolojik ve davranışsal özelliklerinin hesaplanması ve bu şekilde diğer bireylerden ayırt edilmesi şeklinde tanımlanabilir. Yirmi, otuz yıl öncesine gidelim; bankacılık işlemi yapabilmek için ya da bir Devlet Hastanesi’nde tedavi olabilmek için sunduğunuz ayırt edici özelliğiniz Türkiye Cumhuriyeti kimliğine sahip olmanız ve ibraz etmenizdi. Aracınızla çevirmeye denk geldiğinizde ise Türkiye Cumhuriyeti Ehliyetini göstermek gerekiyordu. Ancak tüm kimlikler ve basılı evrak rahatlıkla kopyalanabilir. Kopyalanamayacak yegane özellik biyometrik özellikler.

Bu özelliklerin ilki ve en önemlisi parmak izi. Devlet Hastanelerinde parmak izi ile tanıma özelliği yıllardır kullanılıyor. Yeni ehliyet ve kimlikler için de parmak izi taranarak sisteme kaydediliyor. Özel sektörde ise hem çalışan hem de müşteri tarafında daha gelişmiş tanıma yöntemleri kullanılmaya başlandı: Yüz tanıma, DNA, Damar Okuyucu, El Geometrisi, Retina Taraması bunlara güzel örnekler. Pek çok banka internet şubesi ve mobil aplikasyonlara girişte göz tanıma sistemlerini kullanmaya başladı bile.

Bunlar fizyolojik biyometrik özelliklerimiz, bunun bir de davranışsal tarafı var: Daha önce bu blog’da bahsettiğimiz Speech Recognition yani ses tanıma, vücut mekaniğini tanıma ve typing rythm adı verilen tuşlama ritmi dahi insana dair taklit edilmesi çok zor özellikleri ayırt etmeyi sağlıyor.

NİYET OKUMA GELİYOR!

Minority report

Şu anda beyin ve kalp biyometrisi konusunda gelişmeler var, asıl devrim ise niyet biyometrisi (biometrics of intent) ile yaşanacak. Teknolojik araçlar göz hareketleri, vücut ısısı, nefes ya da nabız gibi verileri toplayarak henüz ifa edilmemiş bir suçu henüz düşünce halindeyken engellemeye çalışacak. Yani George Orwell tarzı bir gelecek hayal edin. Havaalanlarında elinde biyometrik okuyucularla dolaşan sivil görünümlü kişiler gözleri kızarık, sık sık burnunu çeken, kilosu normalin altındaki kişilere kan testine alarak uyuşturucu kullanıyorsa gözaltına alabilecek. Ya da bardan elinde birasıyla çıkan biri aracına binmeden hemen önce biyometrik okuyucuyla analiz edilip ehliyetine el konulabilecek. Özetle Tom Cruise’un hit filmlerinden Minority Report medyum konseptini dışarda bırakırsanız gerçeğe dönüşmeye çok yakın. İşin etik tarafı farklı bir yazının konusu olacaktır.

Bir başka risk konusu ise suçluların normal yollarla aşamadıkları authentication süreçlerini biyometri ile aşmaya çalışmaları. Misal 2005 yılında Mercedes Benz S-Sınıfı bir aracı çalmak isteyen Malezyalı hırsızlar aracın sahibinin parmağını kesmişlerdi. Ayrıca biyometrik tanıma hala hatasız işleyen bir sistem değil: Samsung S8’deki biyometrik tarama hacker’lar tarafından devre dışı bırakıldığından cihazlardan kaldırıldı, iPhone X kullanan Çinli bir kadın ise yüz tanıma özelliğinin kendisine çok benzeyen iş arkadaşı tarafından da geçilebildiğini tespit etti. Bu tarz güvenlik önlemlerinin mükemmelleştirilebilmesi için okuyucu ve kameraların çok daha hassas olması gerekecek.

Özetle biyometrik güvenlik konusunda Bilim Kurgu filmlerini dahi belgesel gibi gösterecek bir döneme koşar adım gidiyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir