Rockstar şaheseri: Red Dead Redemption 2

Red Dead Redemption 2 sonunda PC’ye de çıktı! Rockstar’ın müziğinden gameplay’ine, grafiğinden hikayesine ilmek ilmek işlediği milyar dolarlık yeni magnum opus’u hakkında biraz konuşalım.

Rockstar Red Dead Redemption 2 için çalışmalarına henüz 2010 yılında çıkan ilk oyunun ardından başlamıştı. Grubun toplamda 2.000 çalışanından oluşan bir ordu, sadece filmlerden ve diğer sanat dallarından değil, Amerika Birleşik Devletleri üzerindeki gerçek lokasyonlardan da bolca ilham alarak NPC’lerle paylaşacağınız bu replika dünyayı yaratmaya başladı. Bunu yaparken de oyunun geçtiği dönemde ortaya çıkan  binlerce yağlı boya tabloyu gözden geçirip modellemelerinde ve hatta oyunun grafik tercihlerinde kullandılar.

Red Dead Redemption 2 oyuncunun birbirini tekrar eden görevleri yerine getirmesi değil, bu bahsettiğimiz dünyada hayatta kalmanın zorluğunu da tecrübe etmesini isteyen açık dünya bir macera oyunu. Bu deneyimi daha gerçekçi kılabilmek için de, arka planda kulaklarımızın spaghetti western filmlerden aşina olduğu muhteşem müziklerden tutun her biri farklı karaktere sahip NPC’lere, sadece aynı kampta yaşadığınız arkadaşınızla kasabadaki barda içmeli kusmalı sarhoş olmaktan ibaret görevlerden at tımarlamak, konserve tüketmek, yıkanmak gibi günlük angaryalara kadar türlü türlü detaydan faydalanmışlar. Sonuç olarak Red Dead Redemption 2 ilk çıktığında tüm zamanların en yüksek rating’li 5. oyunu olarak tarihe geçti. Tabi bunun parasal karşılığını da tarihin en iyi açılışıyla, yani ilk üç günde 725 Milyon Dolar hasılat yaparak aldı.

Arthur Morgan, Sadie Adler ve kefaret

Sadie Adler and Arthur Morgan chillin

Benim Red Dead Redemption 2’ye yaklaşımım tüm olumlu kritiklere rağmen mesafeli oldu. Grand Theft Auto sagasıyla kredisi tavana vuran Rockstar’a sonuna kadar güvenmekle beraber babamın pazar sabahları izlediği Western filmleri ne çocukluğumda ne de ilerleyen yıllarda gram ilgimi çekmemişti. Bu dönem ve coğrafyada geçen bir oyun gameplay’i ve sinopsisinden bağımsız beni ne kadar ekrana bağlardı emin olamıyordum. En sonunda Rockstar sevgim ağır bastı, oyunu aldım, hiç de pişman olmadım.

Amatör bir yazar olarak sinema, onun yerini almakta olan oyun sanatı ve aslında her yerde senaryo ve sinopsisin önemine inanıyorum. Oyunun en büyük zaferi yazar takımının zaman zaman haftada 100 saat çalışarak oluşturduğu, üzerine titrenmiş hikayesi ve background’u ustaca oluşturulan karakterleri  oldu. Bu karakterlerden bazıları oyun içerisinde başlarından geçen olaylarla gelişimlerini sürdürüyor ve kendilerini sevdiriyorlar: Arthur Morgan ve Sadie Adler’den bahsediyorum tabi ki.

Arthur Morgan kanun kaçağı Van Der Linde çetesiyle beraber Amerika ve Meksika’yı temsil eden haritada seyahat ederek hayatta kalmaya çalışıyor. Başlangıçta çetenin tefecisinin tahsilat işleri başta olmak üzere pek çok karanlık işe bulaşan protagonistimiz başına gelen bir olay sonrasında kendini ve hayatını sorgulamaya başlıyor. Bu noktada biz de iyi yürekli ve dürüst banka soyguncusu(!) Arthur Morgan’ın geçmişte yaşadığı travmaları öğrenmeye başlıyoruz. Öğrendikçe de Arthur gamer’ların kalbinde geçmişte Solid Snake, Harry mason, Leon Kennedy gibi unutulmaz karakterlerin yanındaki yerini alıyor. Bir NPC olan Sadie Adler’ı ise çok travmatik bir olayın ortasından çekip alıyor ve çetenin üyesi oluşunu izliyoruz. Ev hanımı Sadie zamanla at binen, silah kuşanan alfa bir karaktere dönüşüyor ve ekibe belli dönemlerde liderlik etmeye başlıyor. Arthur Morgan ile aralarındaki vibe da keşke her şey farklı olsaydı da oyunun sonunu Arthur ve Sadie’nin beraber yaşadıkları bir dünyada getirebilseydik hissiyatını veriyor.

Oyunun ikinci zaferi detaylarda…

Amerika’nın ilgili dönemdeki siyasi gündemini de yansıtır bir şekilde suffragetlerden Ku Klux Klan initiation ceremony’lerine, Pinkerton ajansından kasaba kasaba dolaşıp mucize iksirler satan şarlatanlara kadar müthiş detaylar var. Oyuna beygirli GTA diyen de var ama atla şehirden şehre seyahatlerimizde karşımıza çıkan ufak görevler yolculuğu eğlenceli kılıyor: Bazen yıllar önce ormanda kurtlarla yaşamaya başlamış ve bir sürünün alfa’sı olmuş kendini kurt sanan bir deliyle; bazen haritanın belirli yerlerine ceset parçaları bırakan bir seri katille, bazen çıngıraklı yılanın soktuğu, ölümle cebelleşen bir adamla ufak maceralar yaşıyorsunuz. Üstelik bu hikayelerden onlarcası var.

Oyunun üçüncü zaferi mekanları; özellikle de Saint Denis. Haritanın büyük çoğunluğu henüz endüstrileşmekte olan Amerika’nın kırsal kesimini oluştursa da sanayi devriminin gözle görülür bir şekilde ilerlemiş olduğu Saint Denis’in hayranı ve aşığı oldum. O kadar ki, oyunu Karartma – Gravenmire’ı yazmadan önce oynamış, böylelikle dönemin atmosferini daha iyi yansıtabilmiş olmayı isterdim. Dansçıların, alev yutanların şova çıktığı tiyatrosu, manitanızla fotoğraf çektirebildiğiniz stüdyosu, poker oynayabileceğiniz barları, pazarı, limanı, tramvayı ve tren istasyonuyla benzersiz bir şehir. Üstelik hemen çıkışında da timsahlarla çıngıraklı yılanlarla dolu bataklıklar var.  Saint Denis dışında Meksika’yı temsil eden ve kolera salgını yüzünden tahliye edilmekte olan Armadillo ve maden şehri Annesburg da harika.

Saint Denis gece ortamı

Son olarak gameplay’e de dokunmak lazım. Red dead redemption 2 müthiş kullanıcı dostu bir oyun ve deneyiminizi iyileştirecek her türlü detay düşünülmüş. Farklı hayvanları farklı silahlarla avladığınız av mekanikleri, dead eye kullandığınız düellolar, at sırtında hareket serbestisi sağlayan bonding sistemi, hepsi harita üzerinde hem görevlerde hem de görev dışı zamanlarınızda hayatınızı idame ettirmenizi kolaylaştıracak ve keyif verecek nitelikte.

Red dead Redemption 2 bu ay içerisinde PC’ye geldi ve bence bir gamer’ın oynayabileceği en iyi oyunlardan biri. Hatta açık dünya oyunlar içerisinde GTA VI çıkana dek en iyisi olarak da kalacak. Postu kapatırken soundtrack’inden iki nadide parçayı da paylaşmak istiyorum:

Daniel Lanois – Tabletop

Unshaken!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir