Synth Pop? After all this time?

Müzikle olan ilişkim çok erken yaşta başladı ama daima aynı tempoyla gitmedi. Babam küçükken gitar dersi aldırmış, dersi yarıda bırakmışım. Hiç hoşuma gitmediğini bugün bile hatırlarım. Belki de beni Arkeyd’in bir parçası yapacak Synth pop sevgim genlerimden geldiğindendir. Bu konudaki İlk dönüm noktam babamın bir arkadaşının evinde Octamed Sound Studio’yu keşfetmemdi diyebilirim. Excel sayfasını andıran ara yüzüyle piyano, drum, bass ve gitarları satır satır yazıyordun ve oynattığında ortaya bambaşka bir şey çıkıyordu. Görünce aklım çıkmış, bilgisayar bana kaldığında ilk işim reklam jingle’larını çalmaya çalışmak olmuştu.

21 yaşında ilk bilgisayarıma sahip olduğumda derdim ne oyun oynamak ne de bir şeyler izlemekti. OCTAMED’i indirerek beste yapmaya başladım. Avantajım müzik kulağımın olması, bir parça dinlediğimde notaları çok rahat çıkarmamdı. Dezavantajım nota okumaktan nefret etmem, dolayısıyla beceremememdi. O dönemde elimden geldiğince bir şeyler çıkarmaya çalışırken bir şarkının altyapısını, trafiğini öğrenme, aslında müziğin matematikle ne kadar benzeştiğini keşfetme fırsatım oldu.

Para vererek satın aldığım ilk albüm 93 yılında Meat Loaf’un Bat Out of Hell II: Back into hell’di. Sonrasında müzik zevkim çok farklı yönde ilerleyecek özellikle 94’te Erasure’un Always isimli parçasını dinlediğimde tamamen Synth Pop’a kayacaktı. Catchy şarkılar seviyordum, synthesizer altyapılarına tapıyordum, Türkiye’de internetin olmadığı o yıllarda radyo kayıtlarıyla, kasetlerle Depeche Mode, Camouflage, A-ha gibi grupları keşfettim. Her hafta sonu Doğubank pasajının terasına çıkıp kaçak Alphaville, Duran Duran albümlerini tarıyorduk. Müzik dinledikçe ürettiğim şeyler de değişiyor, kendimi keşfediyordum. Önce besteci, sonra şarkı sözü yazarıydım. Vokal konusunda kendimi çok başarılı bulmamakla beraber aksanlı İngilizce ve (Fransızca) şarkı söyleyecek solist bulmak çok zor olduğundan benim için zorla giydirilmiş bir gömlekti. 2000’lerin başında Kaybolan Zamanların İzinde’yi yazdım. Evet, Marcel Proust’un a la recherche du temps perdu isimli eserine gönderme yapan bir şarkıydı. Ayrıca enstrümental çalışmayı da seviyordum. Brandon Lee’nin çekimleri sırasında vefat ettiği The Crow’dan çok etkilenmiş ve Kuzgun’u yazmıştım. Genelde slow çalışmayı seviyordum. İnsanın içini baymaktan hiç çekinmiyordum. Yalnızım yatağımda buna güzel bir örnek.

2000’lerde 700 TL ödeyip ilk Casio klavyemi aldım. 6 Kanal kayıt yapabilen bir canavardı. Aynı dönemde Ekşi Sözlük’ten Emrah Karadağ ile tanıştım ve ilk grubumuz Teleport’u kurduk. Sonrasında Kaybolan Zamanların İzinde’yi farklı vokalistlerle denedik, şu anda hatırlayamadığım sebepten ciddi bir şey üretmeden koptuk.

Yeniden Kavuşma

Arkeyd

Emrah beni 2015’te tekrar aradı. Kuzeni Ahmet Güven ile Arkeyd isimli bir grup kurmuştu, bir albüm çıkarmak istiyorlardı, ancak İngilizce yabancı telaffuzu iyi olan, istikrarlı bir solist bulamıyorlardı. Bu teklifi pek düşünmeden kabul ettim. Onlarda birkaç hazır parça vardı, bende de Solace ve You had a soul isimli iki parçanın mırıldanmış versiyonları. İki haftada bir buluşarak altyapıları hazırladık, ben klavyeyle notalarını yazıp sözleri tamamladım, bu arada Wave another loser Goodbye ve Walk With me isimli iki parça daha yazdım. 2016 yılının Mayıs ayında İstanbul’dan ayrıldığımda son kayıtlarımızı ucu ucuna tamamlayabilmiştik. 2017 yılının Mart ayının sonlarına doğru mix ve master sürecinden sonra albümümüz Sunlight of Liberty çıktı.

Albümün patlayacağına dair bir beklentim yoktu. Müziğin nereye gittiği, bizim bu giden trende nerede olduğumuz belliydi. Çoğu insana göre demode bir müzik türünü seviyor ve çalıyorduk. Bir sorun da düzenlemelerdi. Emrah müthiş bir mühendis, altyapı konusunda bir uzmandı. Ancak albüm konusunda tecrübeli bir yapımcıya ihtiyaç duyuyorduk. Şarkıların çok iyi olduğuna yürekten inanıyordum ancak doğru mix, doğru enstrümanlarla çıkmadığımızı düşünüyordum. Ki benden sonra gruba katılmak isteyen Bobby Kyle Williams’ın yaptığı country esintili Walk With me cover’ı gerçekten belki de bu albümün akustik olması gerektiği inancımı doğruladı. Emrah bu konuda katıydı, inandığı işten asla ödün vermedi.

Sonuçta Sunlight of Liberty’den sonra lojistik sebeplerle gruptan ayrıldım. Hem müzikal açıdan farklı şeyler yapmak istiyordum, hem de 900 kilometre mesafeden grubun bir parçası olmak güçtü. Biraz tarz değiştirerek I know, The H-Word ve One of those days isimli üç parça daha yazdım. Arkeyd yeni solistleri Esat ile yeni parçaların bir kısmını canlı çaldı. İkinci albümlerinde de kullanacaklar. Ben de I know’u şimdilik kendi adıma Dijital platformlarda yayınladım.

Bundan sonra ne yapacağım kafamda pek net değil. Ses rengime uygun piyano balladları, Arkeyd için pop-rock parçaları üzerinde çalışacağımı sanıyorum. Müziğimi zenginleştirmek için gitar çalmayı öğrenirim belki de.

Şunu net söyleyebilirim ne yaparsan yap Ableton’u açıp bir iki ölçü,köprü ve nakaratı tamamlayıp mikrofonda ilk kaydını yaptıktan sonra gece yatarken ne yapmışım, kulağa nasıl geliyor diye dinlediğin o ana paha biçilemez. Me gusta! Always!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir